VAVEYLA

 


Bir Şebnemce Güncesi

Himalaya Dağları’ndan Everest’e tek sıçrama ile düşmeden geçiş yapabildiğim günlerden bir Şebnemce güncesi.


Zamansız Büyüyenler

Hayatın erken büyüttüğü çocuklardanım ben, babası ölmüşlerden hani! Yetim diyenler de var tabii, ben pek tercih edemiyorum. Zamansız geldiği zaman bazı hazin sonlar, zamansız büyümek durumunda kalıyor insan. Ben de hayatı zamansız omuzlayanlardandım ve de zamansızım. Herhangi bir zaman dilimine bağlı olarak yaşamadığımı zannediyorum fakat sunulan hiyerarşi ve kapitalizmin dudağından da bolca buse alanlardanım.

İnsanlara gözükenden daha başka bir yüktü gibi geliyordu bana benimki. Eğlenceli kişiliğim, yüksek enerjim yaşamım boyunca hep muhabbet konusu oldu; hâlbuki bu benim hayatı kucaklama biçimimdi, tutunma çabam. Çok isterdim anlaşılabilmeyi. Bir yerde denk gelmiştim: “Çok gülen insanların gözleri mezarlıktır” diyordu. Arabesk bir sözdü, pek tarzım olmasa da hak verdim, hakkını verdim çünkü doğruydu. Klişe gerçeği!


Hayata Tutunma Biçimleri

Saçlarımı neredeyse hiç uzatmadım, tırnaklarımı da. Kahve içtim, kimsenin tercih etmediği, daha sonraları çok popüler olan noname müzikler dinledim. Geç yattım erken uyandım, bazen erken yattım geç kalktım. Sanat filmleri izledim; sırf bunun için Pera’ya gittim. Kilisede mum yakıp Allah’a dua ettim. Camide ezan dinledim. Macun şekerler dağıttım Eyüp Sultan’da, dileğim kabul oldu sansınlar diye. Zat-ı Âlimlerin mezarlarını gezdim. Şairlerin mekânı Aşiyan’a da gittim mesela; şiirlerin hepsi ölmüş.

İnsan ölen bir organizmaymış, hatta bütün canlıların öldüğü bir yermiş burası, bunu da öğrendim. Sahilde spor olsun diye değil, iyot kokusu duyabilmek için yürüdüm. Bazen çok içtim, bazen hiç içemedim midem almadı; bazen çok eğlendim, bazen çok ağladım, bazen çok şükrettim, bazen çok isyan ettim. Şiirler yazdım, dar sokaklarda yürüdüm, çok acı çektim, bazen kustum, bazen yuttum, bazen sindirdim, bazen sinmedi. Bazen âşık oldum, bazen nefret ettim, bazen çok sevdim, bazen sevemedim, bazen çok öptüm, bazen gittim, bazen aldatıldım.

Kaktüsleri sevdim, ellerimden dikenlerini topladım. Rakı içtim eğlendim, bira içtim kederlendim. Yalnızlığımı çok sevdim.


Vapurlar, İnsanlar ve Tanışılmamışlık

Eminönü’nden Beykoz’a giden 18:35 işçi vapurunun kıçında sigara içip martıları izledim; daha büyük bir lüks görmedim. Herkes birbirini tanıyordu, ben kimseyi tanımamayı sevdim. Her sabah tersi istikamet 07:00 vapurunda gazetenin kültür ekini bana verme nezaketinde bulunan ağabeyi de tanımıyordum fakat iyi bir adamdı.

Sabahları sırf muhabbet olsun diye çay getiren birileri vardı fakat ben sabahları çay içmeyi sevmezdim. Bilmiyorlardı; tanışılmamışlık vardı ve tanışmadım ben hiçbiriyle, bir kızcağız hariç. Annesinin zorla çantasına sıkıştırdığı sandviçi utana sıkıla sadece benim karşıma oturup yiyebildi diye elimi çantama atıp peçete verdim. Bu bir nezaket miydi? Bilmiyorum. Fakat bir buçuk saat boyunca ergenlik sancılarını dinledim ve bu bir sene tekrar etti. Tanışılmamışlık güzeldi, uzaktan çok havalı gözüküyordu herkes, o kız da.


Uzaktan Bakmak

Uzaktan seyretmek çok güzeldi; manzaraları, insanları, İstanbul’u, Galata’yı… İçinde olmadığım her şeye ayrı ayrı hayranlık duydum. Tanımak korkusu, tanış olmak arzusu taşıyan insanlara karşı hep itti beni. Kaliteli müzik, kaliteli film diye nara atan sözde entelektüel bir grubun derin olmayan sanat anlayışına da saygı duydum oysa; üstelik ben de bir halt değildim.


Ego ve Everest

Himalaya Dağları’nın içindeydi Everest, yani tek sıçrayışta atlamak çok zor olmadı. Benim de içimdeydi yaşam, gülerek yaşamak çok da zor olmadı. Çok yollar geçtikten sonra anladım bir takım eksikliklerin benimle ilgili değil, dünyayla, sistemle ilgili olduğunu.

Mesela bir gün çalıştığım bir ajansta patronum bana “Patron benim, unutma” demişti. Kasasına giren paranın benim başarım olduğunu anlamıştı ve bu da bir meseleydi. Buna sevinmiştim, ona üzülmüştüm. Saçmalıktı; o gün anladım egonun ne zaman devreye girdiğini. Eğer başarısız, güçsüz ve de aciz hissettiği bir zamanını anımsatırsanız karşınızdaki insana, egosunu size sürterek orgazm oluyor anlık mutluluk hâli.

O günden beri ne zaman egosuna kapılan birini görsem acziyetini ve güçsüzlüğünü anlıyorum. Üzücü. Ben bunları pek anlamak istemezdim; gereksiz kafa yorma hâli, değmeyecek şeylerden.


Devam Edecek

Şimdilik bu kadar, fakat devamı var!


Eğer bu yazımı beğendiyseniz  "ANNEM BENİM SİKLOTİMİ Mİ BOZDU" okumanızı öneririm. 🍎

Yorum Gönder

1 Yorumlar

  1. Çok güzel anlatmışsın kendini hayatı canım benim🌸👏🏻👏🏻

    YanıtlaSil