Bu metin, Mehtaplı Şarkılar adlı tefrika romanın 10. bölümüdür.
Hikâye Salı ve Cuma günleri yeni bölümlerle devam edecek.
Artık kimseye güvenemiyordum. Bunun bir adı var mıydı bilmiyorum. Bildiğim
tek şey, içimdeki zeminin kaydığıydı. İnsan bir noktadan sonra yüzlere değil,
boşluklara bakmaya başlıyor. Kim neyi özellikle saklıyor, kim hangi cümleyi
yarım bırakıyor… Ben oradaydım artık.
Niyazi ağabey bile tuhaf geliyordu. Yabancı
değildi ama fazla yerliydi. Bu dosyada herkes bir şekilde şüpheliydi artık.
Baştan sona tanık olanlar, susması gerekenler, susarak konuşanlar… Sanki herkes
içerideydi de ben sonradan çağrılmıştım. Tek başına bırakılmış bir kurban gibi.
Belki de günah keçisi. Bu düşünce zihnime yapışmıştı.
Memduh’a yakınlaşma fikri artık bana saçma
geliyordu. O benim kim olduğumu zaten biliyordu. Bunu anlamlandırmak çok zor
değildi. Bu kadar kısa sürede beni takip ettirecek kadar hızlı çözmesi mümkün
değildi. Demek ki içeride bağlantıları vardı. Sessiz, derin, görünmeyen. Ben
daha oyuna girdiğimi sanırken, o çoktan oyunun sonunu biliyordu. Biliyorlardı…
Şimdi bu çoğulun kimler olduğunu bulmak, bu esrarengiz düğümü çözmek bana
kalmıştı. Evet, yalnızdım. Sonunda ne ile karşılaşacağımı bilmemek beni arada
ürkütse de tek duam Mehtap’ı kaybetmemiş olmaktı.
Gün yavaş yavaş ağarıyor ve ben geceden kalmış zihnimle hala denklem kurmaya
çalışıyorum. Her sabah kapıdan geçen simitçinin tiz sesini duyduğumda saatin 8:00’a
geldiğini anladım. Memduh’la yüzleşmek için dışarı çıktım. Mantıklı olduğu için
değil, başka bir yol kalmadığı için. Bakkala yaklaştığımda Memduh’u gördüm.
Kepengi indiriyordu. Acelesi var gibiydi. Kilidi taktı, anahtarı cebine attı.
Bir an durdu. Geri dönüp baktı. Beni görünce bir an telaşa kapılır gibi olduysa
da hızlı toplardı. Yine ifadesini gizleyemiyordu, belli ki çok önemli ve acil
bir işi vardı.
“Aaa Renan’cım, günaydın” dedi nerden çıktın sen der gibi bir tonlamayla.
“Hiç lafı dolandırmadan, seninle konuşmamız lazım dedim.”
Ağzının içinden bir şeyler mırıldandı “bugünde herkesin bir şey konuşma günü
gibi” zor da olsa anlayabilmiştim. Fakat duyumsamazlıktan geldim.
“Askerden arkadaşım gelmiş, kahvaltı yapacağız. Yıllardır görmüyor başka
vakti de yokmuş bu fırsatı kaçırmayayım dedim. Yanına gidiyorum başka zaman
konuşsak.”
Cümleler akıyordu ama ritmi bozuktu. Normalde kısa konuşan biri, gereksiz ayrıntılara girmişti. Gözleri bir anlığına sağa kaydı; sonra tekrar bana döndü. Anlatırken dudaklarını bastırdı, sanki cümlelerin ucunu yutuyordu. “Kahvaltı” dediğinde omuzları çok hafif yükseldi, ardından hemen düştü. Bu, rahatlama değil, kaçma refleksiydi.
“Tamam, akşam bakkala uğrayacağım” dedim. Hızlıca gideceği yöne döndü,
nefesi değişmişti. Yürüyüşü hızlanmış, adımları kısalmıştı. Birine yetişir gibi
değil, bir şeyden uzaklaşır gibiydi. “Kimdi Memduh’un bu kadar önemsediği
arkadaşı acaba” diye içimden geçirdim. İçgüdülerime engel olamayarak Memduh’u
takip etmeye başladım.
Mahalle boyu uzun adımlarla caddeye kadar yürüdü. Ana caddeden saptı, ara
sokaklara girdi. Sokak daraldıkça sesler boğuldu. Eski, mekruh bir binanın
önünde durdu. Duvarları nemden kabarmış, sıvası dökülmüş; pencereleri tutan
paslı menteşeler, sanki birazdan kopup düşecek gibiydi. Etrafına baktı. Kendimi
hemen iki evin arasında, bir insanın güçlükle sığabileceği, taş ve molozla dolu
dar bir sapağa attım. Nefesimi tuttum.
Binanın önüne geldim. Kapı yarı aralıktı. İçeri
daldım.
Merdiven boşluğu neredeyse tamamen karanlıktı.
Basamaklar yer yer kırılmış, ahşap korkuluk gevşemişti. Attığım her adımda
zemin ince bir inleme çıkarıyordu; taş değil, yaşlı bir binanın kemikleri ses veriyordu. Duvarlara
sürtünmemek için gövdemi eğmek zorunda kaldım ama nemli sıva en ufak temasta
ufalanıyordu. Yukarıdan damlayan su, aşağıda birikmişti; yere basan her
ayakkabı, sessizliği yırtan bir şapırtı bırakıyordu. Burada sessizce ilerlemek
mümkün değildi. En ufak bir hareket, yukarıya doğru büyüyerek çıkıyordu. Bir
adım daha atarsam fark edilecektim.
Ama kiminle görüştüğünü ve ne konuştuğunu anlayabilirsem, belki bu dosyada
beni bir yere götürebilirdi. Şimdilik elimdeki tek ihtimal buydu. Bu sırada
yukarıdan gelen sesler belirginleşmeye başladı. Artık kelimeler seçiliyordu;
yankı yoktu, kararsızlık yoktu.
Sesi o kadar tanıdık geliyordu ki, emin olmak için onu görmem gerekiyordu.
Bu bir his değildi artık; zihnim, duyduğunu bir yere oturtmaya çalışıyordu.
“Biri var,” dedi Memduh.
Adımlar merdivene yöneldi.
Düşünmedim. Koştum. Kendimi dışarı attım.
Karşı binanın kapısı açıktı; tereddüt etmeden içeri girdim. Merdiven boşluğuna
sığındım. Nefesimi tuttum. Yukarı çıktım. Küçük, kirli bir cam vardı. Oradan
aşağı baktım.
Binadan çıkan adamı gördüm. Aman Allah’ım. O
adam amirimdi.
Eğer Amir Mehtap’ı da koruyorsa, o zaman asıl şüphelenmem gerekenler
onlardı. Hepsi. Beni bu dosyaya tek başıma atmasının sebebi de buydu belki.
Kendini korumak istiyordu. Nasıl olsa ondan şüphelenmeyecektim. Amir, benim
için hep bir baba figürüydü; insan babasından kuşkulanmazdı.
Şimdi bunu fark ediyordum.
Allah’ım, ben nasıl bir işin içine çekilmiştim
böyle?
O an ilk kez şunu hissettim: Bu dosya bir soruşturma değildi. Bir düzenekti.
İçine girenin yerini değiştiren, bakanın yönünü bozan, güvenilen her şeyi
tersine çeviren bir düzenek. Ve ben tam ortasına bırakılmıştım. Amir’in beni
tek başıma sahaya sürmesi artık tesadüf gibi gelmiyordu. Ekip yoktu. Destek
yoktu. Sadece “bak, gör, ama fazla kurcalama” diyen bir ses vardı arkamda.
Çünkü kurcalarsam, ipin ucu ona çıkacaktı. Bunu şimdi daha net görüyordum. Bir
baba figürü, en güvenli kılıktı. İnsan en çok orada yanılırdı.
Mehtap’la arama koyduğum her mesafe, onun işine gelmişti belki de. Ya da tam
tersi; aramızdaki yakınlık kontrol altında tutulmak istenmişti. Ne zaman, ne
kadar, nerede… Hepsi ayarlanmıştı. Ben ise kendi irademle hareket ettiğimi
sanıyordum.
Oysa irade sandığım şey, bana bırakılmış dar bir
alandı.
Belki en acısı buydu.
Ama bu konunun benimle bağlantısını çözmenin başka bir yolu yoktu.
Yazar Şebnem Elmacı Fırat'ın kaleminden.
1 Yorumlar
Her bölümü büyük bir merakla bekliyorum. Dizi izler gibiyim. Karakterler kafamın içinde . Öylesine içini alıyorki, okurken…👏👏👏
YanıtlaSil