Dijital Çağda Yayımlanan Bir Tefrika Roman
Okura not;
Bu metin, Mehtaplı Şarkılar adlı
tefrika romanın 4. bölümüdür.
Hikâye Salı ve Cuma günleri yeni
bölümlerle devam edecek.
Kapının önündeki sigarayı gördüğümde
durdum. Sabahın serinliğinde hâlâ tütüyordu; yeni atılmıştı. Mehtap sigarasını
hep aynı yerden söndürürdü, filtreyi iki kez bastırırdı. Bu da öyleydi. O küçük
izmarit, bütün bir geceyi ele veriyordu. İçimde adı olmayan bir huzursuzluk
yükseldi. Bir şeyler dönüyordu ama benim dışımda, başkasının yazdığı bir
sahnede. O an anladım: Mehtap yalnız değildi. O ev, sandığımdan daha
kalabalıktı.
Eve döndüm, kapıyı kapatır kapatmaz
Memduh’un yüzü gözümün önüne geldi. Rahatça yalan söyleyebilenlerin o tanıdık
tonu kulağımda çınladı:
“Merak etme oğlum… Bazı şeyleri bilmemek
daha hayırlıdır.”
İnsan böyle cümleleri ancak bir şey
bildiğinde kurardı. O gün bir karar verdim. Bu mahallede herkes susuyorsa,
birinin konuşması gerekiyordu. Akşam çökerken dışarı çıktım. İllegal bir oto
kiralamacıdan eski, koyu renkli bir araba kiraladım. Nakit verdim, kimlik
göstermedim. Aynadan kendime baktığımda artık sadece bir komşu olmadığımı
biliyordum.
Mehtap bu defa ertesi gece evden çıktı,
üzerinde siyah paltosu vardı. Kapısının önünde durdu, sigarasını yaktı. Soğukta
bir taksi bekliyordur sandım ama kısa süre sonra başka bir araç yanına
yaklaştı, kapı açıldı, Mehtap hiç tereddüt etmeden bindi.
Arkalarından gittim.
Araç şehrin daha aydınlık, daha düzenli
tarafına yöneldi. Polis lojmanlarının, adliye binalarının olduğu semte… Bir
süre sonra bir emniyet binasının önünde durdu. Mehtap indi. Kapıda kır saçlı,
uzun boylu, sert omuzlu bir adam onu karşıladı. Ne samimiydiler ne de yabancı,
birlikte içeri girdiler. Bir kadın gece vakti emniyete geliyorsa, bu iki şey
demekti: Ya yardım istiyordur ya da zaten işin içindedir. Ben arabada kaldım.
Kimi gördüğümü, nerede olduğumuzu biliyordum ama bunun ne anlama geldiğini
bilmiyordum. Emniyet binası, o adamın duruşu, Mehtap’ın tereddütsüzlüğü…
Bunların hiçbiri sıradan değildi. Mehtap’ın bir şekilde resmî bir yapıyla,
polisle ya da onun gibi görünen ama başka bir yere bağlı bir güçle ilişkisi
olduğunu sezmiştim. Ne yaptığını bilmiyordum ama bir şey yürüttüğünden emindim.
Saatler sonra Mehtap çıktı. Yanındaki adam
ona bir şeyler söyledi, Mehtap başını salladı. Arabaya binmedi, yürüyerek
uzaklaştı. Takip etmedim ama artık geri dönülecek o çizgi çoktan aşılmıştı. O
gece eve döndüğümde şunu biliyordum: Memduh bir şeyleri fazla biliyordu. Mehtap
bir şeylerin içindeydi ama bundan kaçıyordu. Ve bu mahalle, kaybolan insanların
üstüne kapatılmış ağır çelik bir kapı gibiydi. Yine bu mahalle bir mezarlık
gibi sır doluydu.
Ertesi gün Mehtap beni evinin önünde
gördü, yine aynı yerde camına bakarken yakalandım demek daha doğru olur
sanırım.
“Gözlerini saklama,” dedi. “Beni
izliyorsun.”
İnkâr etmedim. Zeki bir kadındı; zaten
anlamıştı.
“İçeri gel,” dedi.
Eski ahşap kapıdan içeri girdiğimde ağır,
nemli bir koku karşıladı beni. Küf değildi tam olarak; daha çok yıllardır
açılmayan çekmecelerin, saklanan mektupların kokusu gibiydi. Girişte duvara
gömülmüş, oyma işlemeli bir ahşap portmanto vardı; askıları eğrilmiş, verniği
yer yer dökülmüştü. Üzerinde asılı duran tek bir palto, evdeki yalnızlığın
başka bir kanıtı gibiydi. Ortada geniş, neredeyse gereğinden fazla büyük bir
hol duruyordu. Sağda ve solda, insanın içini kaşıyan iki kapı açılıyordu; ikisi
de biraz aralık, ikisi de bir şeyler saklıyormuş gibi.
Ahşap merdivenlerden yukarı çıktığımda,
tepede duran ve muhtemel babaannemden daha yaşlı bir lambader beni karşıladı.
Verdiği ışık aydınlatmaktan çok, karanlığa davet ediyor gibiydi. Titrekti,
sarıydı ve her şeyi daha eski gösteriyordu.
Mehtap önümden yürüdü. Adımlarını takip
ettim. Üst kattaki bir odaya yöneldi. Kapıdan girer girmez başka bir zamana
düşmüş gibi oldum. Oda karışıktı ama rastgele değil. Çalışma masasının üzeri
evraklarla doluydu; dosyalar, kâğıtlar, notlar… Üzerlerinde isimler, tarihler,
mühürler var gibiydi ama gözümü fazla dikmedim. Seksenlerden kalma, geniş,
yumuşak bir koltuk pencereye yakın duruyordu. Yanında, hâlâ çalıştığına
inanmakta zorlandığım tüplü bir televizyon açıktı; ekranda sesi kısık, eski bir
haber programı akıyordu.
Ama asıl vurucu olan, odanın vitriniydi.
Artık hiçbir evde kalmamış o eski tip
vitrinlerden biri… İçinde tüm eskimişliğiyle gülümseyen bir müzik seti, yanında
bir kasetçalar ve bir radyo... Camının ardında, başka bir çağdan kalma gibi
duran o aletler, bu evin geçmişle bugün arasında bir yerde sıkışıp kaldığını
fısıldıyordu.
Bu da nesi… diye geçirdim
içimden.
Bir insan bu kadar eskiyle bu kadar yeni şeyi niye
aynı odaya dizerdi?
Mehtap sandalyesine oturduğunda tüm
dikkatimi ona verdim. Evin hiçbir köşesine baktığımı belli etmemeliydim.
Karşıma geçti.
İlk fark ettiğim yüzü değil, elleriydi.
Sigara tutarken titremeyen parmakları, karşıma geçtiğinde titremeye
başladı. Anladım.
Beni tartıyordu.
“Anlat,” dedi.
“Kim olduğunu değil. Neden buradasın.”
Bir an yalanı düşündüm. Sonra vazgeçtim.
“Ben bu mahalleye tayin olmadım. Bunu sen
bilmiyor olabilirsin ama bakkal Memduh dâhil herkese memur olduğumu ve buraya
tayin edildiğimi söyledim.”
“Beni buraya biri gönderdi.”
Şaşırmadı.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Yetimhanede büyüdüm. Üniversite. Devlet
dairesi. Dosyalar. Kayıp insanlar. Kapanmayan evraklar…”
“Bir gün önüme senin dosyan düştü,” dedim.
“Adın yoktu. Sadece bu adres vardı.”
“Memduh?” dedi.
“Evet. Özellikle Memduh.”
“Dün gece seni emniyetin önünde gördüm,”
dedim. “Yanındaki adam…”
“Onun kim olduğunu sanıyorsun?” diye
sordu.
“Bilmiyorum.”
Gülümsedi.
“Çünkü o adam dosyalarda yok.”
“Beni buraya gönderenler,” dedim,
“benden önce birini daha göndermiş.”
“Kim?”
“Sen.”
Sessizlik çöktü.
“Sen buraya kaçmadın,” dedim.
“Sen buraya yerleştirildin.”
“Benim dosyam yok,” dedi.
“İşte sorun da bu.”
O an motor sesi geldi. Pencereye
yaklaştık. Aynı koyu renk araba sokağın başındaydı.
“Bu adam dün geceki,” dedi Mehtap.
“Hayır,” dedim.
“Bu, benimkilerden.”
Ve o an anladım:
Biz artık aynı tarafta değildik.
Ama aynı tuzağın içindeydik.
***
Devamı 9 Ocak Cuma
2026 Günü.
Yazar Şebnem Elmacı Fırat'ın kaleminden.
3. bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz
4 Yorumlar
Oha daha neler desem cuma olsun hemen. Çok aşırı merak ettim şuan. 🫶 kaleminize sağlık
YanıtlaSilKurgu çok iyi beyendim. Ama çok soru işareti inşalah toparlayabilrsiniz, boşuna gitmez vaktimiz
YanıtlaSilWattpad den buraya nasıl düştüm bilmiyorum ama iyi ki düşmüşüm. 1. Bölümden beri okudum oldukça sürükleyici ve merak ettirici. Artık ben de buralardayım... (Naz)
YanıtlaSil👏🏻👏🏻👏🏻 Harika olmuş 🤌🏻
YanıtlaSil