Mehtaplı Şarkılar 7. Bölüm


mehtapli_sarkilar_7.jpg




Dijital Çağda Yayımlanan Bir Tefrika Roman   
                                                

Okura not;

Bu metin, Mehtaplı Şarkılar adlı tefrika romanın  7. bölümüdür. 

Hikâye Salı ve Cuma günleri yeni bölümlerle devam edecek.


 Kendimi çarmıha vurulmuş bir ruh gibi duyumsuyordum; nedenlerin ve neticelerin haçında gerilen bir beden. O an göğün kapılarının benim için de aralanmasını, Tanrı’nın beni bu yükten kurtarmasını diledim. Oysa Mehtap’la geçirdiğimiz o gecenin üzerime sinen büyüsünü düşünerek sırıtmak isterdim. Ama onu düşünecek kadar bile vaktim yoktu. Elbette ona da gelecekti sıra; Mehtap’ın teşkilatla bağlantısı neydi, bu en çok merak ettiğim sorulardan biriydi. Ama önceliğim Memduh’tu ve o kaybolan kızdı.

Meslek hayatımda ilk kez ne yapacağımı bilemez hâle gelmiştim. Telefonu elime alıp amirimi aradım. Neden bu kadar sınırlı bilgiyle, tek bir dosyayla beni bu işin ortasında yalnız bıraktığını sordum. O adam benim için bir amirden fazlasıydı; aramızdaki bağ, bugün hayatta olmamla ilgili bir vicdan borcuna dayanıyordu. İlk kez sesini sertleştirdi.
“Bu senin işin,” dedi. “Zaten bu dosyanın detaylarını öğrenmen için oradasın.”

Oysa önceki operasyonlarda eli hep omzumdaydı. Bu yangının ortasında beni neden böyle yalnız bıraktığını anlayamadım.

Telefonu kapattıktan yarım saat sonra bir e-posta düştü. Başlığı “gizli”ydi. Kalbim hızlandı. Dosya sıkıştırılmıştı; indirilmesini beklerken zaman ağırlaştı. Açtığımda kızla ilgili karanlık gerçekler karşıma çıktı. Ayrıntılı değildi; birilerine ulaşıp kazmam gerekecekti. Ama artık elimde bir şey vardı: bir isim.

Latife.

Uzun zamandır duymadığım bir kelimeydi. Tınısı kulağa neredeyse güzel geliyordu; insanın içini acıtan türden bir güzellik. Okuduklarım beni sarsmıştı. Oysa bundan çok daha korkunç dosyalar geçmişti elimden. Neden bu kadar etkilendiğimi anlayamıyordum. Belki de Mehtap yüzündendi. Bu mahalle, bu dosya, bu kız… hepsiyle fazla bağ kurmaya başlamıştım. Ve bu, mesleğim için tehlikeli bir şeydi.

Ertesi gün vakit kaybetmeden işe başladım. Dosyada yazan adrese gittim. İçimden defalarca dua ettim; kapıyı açan gerçekten Latife’nin ailesi olsun diye. Şanslıydım. Kapıyı yaşlı bir kadın açtı.
“Kimsin evladım?” dedi.

Yüzü kurak topraklar gibiydi; çatlamış, yorgun, susuz.
“Teyze,” dedim, “Latife kızınız mı?”

Bir an için yüzündeki çizgiler gerildi. Küçücük gözleri büyüdü, bakışı sertleşti.
“Ne oldu? Ne istiyorsun?” dedi. Az önceki yumuşak ses gitmişti; yerini, her an kavgaya hazır kadınların içgüdüsel öfkesine benzeyen bir hiddet almıştı.

Kapının eşiğinde bir an durdu. Sanki beni içeri alırsa geçmişi de içeri alacakmış gibi tereddüt ediyordu. Sonra omuzları çöktü, kapıyı biraz daha araladı.
“Gir,” dedi, “ama çabuk konuş.”

Evin içi yoksulluğun sessizliğini taşıyordu. Perdeler eskimiş, koltukların kumaşı güneşten solmuştu. Duvarlarda takvim yaprakları vardı; hepsi başka bir yılın içinden kalmış gibiydi. Latife’nin çocukluğuna ait bir fotoğraf çerçevesi gözüme ilişti. On iki, belki on üç yaşında… Saçları örgülü, bakışı henüz dünyadan korkmamayı bilmiyor gibiydi.

“Ben polis değilim,” dedim. “Ama devlet adına sorular soruyorum.”

Kadının dudakları titredi.
“Biz her şeyi anlattık,” dedi. “Kızım kayboldu, sonra bulundu. Daha ne istiyorsunuz bizden?”

“Latife’nin kaybolduğu o sekiz ayı,” dedim. “O zaman nerede olduğunu bilmek istiyorum. Lütfen ne biliyorsanız anlatın. Geç de olsa adalet yerini bulsun.”

Odanın havası değişti. Kadın sandalyeye çöktü, ellerini dizlerinin üzerine koydu. Bir annenin suskunluğu, bütün dosyalardan daha ağırdı.

“Neyi anlatayım oğlum?” dedi fısıltıyla.

Not defterimi kapattım.
“Bildiğiniz her şeyi,” dedim.

Kadın başını kaldırdı.
“Memduh mu gönderdi seni?” diye sordu.

O an içimde bir ip koptu.
“Hayır,” dedim, “ama o bu hikâyenin tam olarak neresinde?”

Kadının gözlerinde, yıllardır sakladığı bir felaket parladı.

“Ah yavrum…” diye inledi kadın, dizlerinin üzerine çöktü, göğsünü yumrukladı. Gözlerinden yaş değil, sanki yıllardır tuttuğu bir hayat aktı. Bir süre konuşamadı, sadece ağladı. Ben mutfağa gidip bir bardak su getirdim, elleri titreyerek aldı.

“Teyzeciğim,” dedim, “lütfen… anlatın, detayları bilmem lazım.”

Başını salladı.
“Memduh bizim kızı istedi,” dedi. “Askerden gelmişti. Aşık olmuş güya. Mahalleye kök söktürüyordu, herkes korkardı ondan. Öyle bir adama kızımızı veremezdik. Bizim göz nurumuzdu. Babası hayırsızın tekiydi; ‘zengin adama verelim’ diye tutturdu. Ben hep okusun istedim.”

Bir an durdu.
“Kızımı okula yolladım o gün. Babasına kalsa liseye de yollamayacaktı. Hoş… Okuyamadı ya…”

Sesinin içi karardı.
“Memduh köpeği, biz vermeyince yavrumu kaçırmış. Kötü iş tuttuğu adamların deposuna götürmüş. Aylarca… Aylarca şiddet uygulamış, istismar etmiş benim güzel kızımı.”

Ellerini yüzüne kapadı.
“Biz o sırada onu arıyorduk, gözyaşım dinmedi. İçimde bir kuşku vardı ama sormaya bile korktum. Memduh her sabah bakkalı açtı, her akşam aynı saatte kapadı. Meğer geceleri gidermiş yanına…”

“Latife’nin hamile kaldığını karnı iyice büyüyünce anlamışlar. Hapse girerim diye öldürememişler. Kızı tehdit etmişler. Köprü altında dileniyordu diye getirdi mahallenin ortasına attı benim yavrumu. Sonra Memduh ‘ben ikna ettim’ diye kahraman oldu. Ne yalan söyleyeyim, kızım da polise öyle ifade verince inandık. Borçlu hissettik.”

Bir hıçkırık boğazını yırttı.
“Kızım aklını yitirmişti. Celladına âşık olmuştu. ‘Beni ona verin’ diye yalvarıyordu.”

“Bir gün karşıma aldım, zorla anlattırdım. Sonra gittim Memduh’un kapısına. ‘Çocuğun kimden olduğu bile belli değil, ne yapayım senin eksik etek kızını?’ Dedi yüzüme. O an kıyamet kopsun istedim. Benim herif alkolikti. Bunu öldürürdü, hapse girerdi diye korktum. Polise gideceğimi söyledim. Memduh ‘gitme’ dedi, ‘akşam geleceğim’ dedi. Meczup bir adam bulmuş. ‘Evlendirelim, namusu temizlensin’ dedi. Benim hayırsız herif dünden razıydı. ‘Karnındaki piçle kimse almaz’ deyip kızı karga tulumba verdiler.”

Gözleri bomboştu artık.
“Sonra Memduh her ay eli kolu dolu geldi, para verdi. Yokluk oğlum, açtık, para mı yetişiyordu bizim herifin içkisine. Üç kuruş kazanır beş kuruş harcardı o zıkkıma. Mecbur kaldım susmaya, bulaşılmazdı ona. Bizim etimiz ne, budumuz ne…”

“Kızım evlenmeden doğum yaptı. Benim herif çocuğu çöpe bırakmış. Ne oldu o yavruya, bilmiyorum. Latife de ince hastalığa tutuldu, çok yaşamadı.”

“Benim herif Memduh’tan aldığı paraları pavyonlarda yedi. ‘Yapma’ dedim, ‘etme’ dedim. Dinlemedi. Bir gün kapıyı çarpıp gitti. O günden beri bitmeyen bir yasım var oğlum.”

Başını kaldırdı.
“Ben adaleti nasıl arayayım? Kimden sorayım? Memduh her ay dükkândan erzak getiriyor. Onunla geçinmeye çalışıyorum işte…”

O an anladım ki bu dosyada aranan tek şey suçlu değil, bir mezardı ve içi hâlâ sıcaktı.


 Devamı 20 Ocak Salı Günü.

   Yazar Şebnem Elmacı Fırat'ın kaleminden.

Yorum Gönder

2 Yorumlar

  1. Her bölüm ayrı bir heyecana sürüklüyor. Bir dahaki bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. Dizilere taş çıkartır.Kalemin daim olsun.👏👏👏

    YanıtlaSil
  2. Salı günü bekledim ama gelmedi arka arkaya çok iyi olmuş, gerçekten sonunu merak ediyorum bir iki tahminim var gerçi ama 🙂 (NAZ)

    YanıtlaSil